Eğitimde Bir Adım Ötesi

 “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmezsin ya nice okumaktır” der Yunus Emre. Çağlar öncesinden gelen bu bilge ses, sanki bugün olduğu kadar anlamlı hiç olmamıştı. Sizce de öyle değil mi?

Kitlesel eğitimin Doğu Batı ayırt etmeksizin, bütün toplumlarda bir ihtiyaç olarak kanıksandığı günümüzde insan neredeyse doğar doğmaz kendisini bir okul ağı içinde buluyor. Kendisi için titiz bir şekilde planlanmaya, zenginleştirilmeye çalışılan akademik serüvene adım atıyor. Daha önceleri aile, mahalle, köy, kasaba şartlarında gerçekleştirilen ilk sosyalleşme tecrübesi artık okullarla ikame ediliyor.

Dahası, yüksek teknoloji ve iletişim araçlarının sağladığı imkânlar, bilgiyi artık çok hızlı bir biçimde değiştiriyor, dönüştürüyor, yaygınlaştırıyor, bilgiye erişim kolaylaşıyor. Yalnızca bilgiye değil başka toplumlara ve insanlara erişim de kolaylaşıyor. Bugüne değin hiç olmadığı kadar yoğun bir biçimde kendisinden farklı olanla, başka hayatlar ve dünyalarla yakınlaşan insan kimlik bunalımı ile tanışıyor. Güncel araştırmalara göre dünyada gençlerin % 63’ü “kim olduklarını bildiklerini” söylerken, % 37’si “kimliğini” henüz tanımlayamıyor.


Son birkaç yüzyılda tecrübe ettiğimiz tekno-sosyolojik dönüşümlerin insanlığa büyük kazanımlar sağladığı açık bir gerçek. Ancak eğitim alanında emek veren ve geleceğin inşası için çaba sarf eden herkesin üzerinde ciddiyetle durması gereken endişe verici bazı gelişmeleri de değerlendirmek durumundayız. Uzmanlar, 90’lı yılların ortasında, internet dünyasına doğan Z neslinin önceki nesillerden daha kabullenici, daha esnek, daha hoşgörülü ve daha dijita-sosyal bireyler olduklarını gözlemliyor. Ancak yine bu neslin, çocukluklarının büyük bir kısmını dikdörtgen bir telefon ekranı karşısında, gerçek insana temastan uzak sanal ilişkiler ağı içinde, ya da gerçeklikten uzak oyun mecralarında pek çok fantastik tecrübe yaşayarak geçirdiği ve ruhi olarak bütün geçmiş nesillerden daha kırılgan olduğu ifade ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ruhsal hastalıklar günümüzde küresel genç ölümlerinin ilk üç sebebi arasında gösteriliyor. Bu durumu ortaya çıkaran sebeplerin başında dijital yalnızlaşma gösterilebilir. Türkiye’de gün içerisinde bilgisayar başında geçirilen zaman ortalama 7 saati bulurken, bu sürenin 3 saati telefonla internete bağlanılarak, 3 saati ise sosyal medya platformlarında tüketiliyor. Artık kendimizden, aile fertlerimizden, dostlarımızdan, komşularımızdan, iş arkadaşlarımızdan çok, daha uzak sosyal medya kullanıcılarının paylaşımlarına vakit ayırıyoruz…

İnsanın kendiyle, hemcinsleriyle, tabiatla ve yaratıcısıyla ilişkisinin derinden dönüştüğü bir dünyada, eğitimin amaçlarının ve araçlarının da sorgulanması kaçınılmaz. Acaba Yunus’a kulak verip “Öz”e yolculuk vakti gelmedi mi?

Değişen ve birbirine entegre olan yeni dünya düzeninde iletişim kurmak, temas etmek kolaylaştı. Bu kolaylık “öz”ü gözden kaçırmaya ve zaman zaman yitirmeye de sebep oldu. İklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarına odaklanırken, onun arkasında yatan tüketim ahlakımızı sorgulamaz olduk. Mülteci sorununu aritmetik değerlendirmelere indirgerken, paylaşım gibi, kanaat gibi, bereket gibi, sabır gibi, diğerkâmlık gibi pek çok insana özgü değeri ıskaladık. Gençlerimizin harika kariyerler elde etmeleri için seferber olurken, onlara vefa gibi, dürüstlük gibi, adalet gibi, kardeşlik gibi özellikleri aktarmakta ne kadar başarılı olduk?

Eğitimin gayesi nedir sahiden? Ruh, beden, akıl ve irade gibi katmanları olan insan için tasarlanan eğitimde, onu bir etki-tepki mekanizması olarak görmek bizi ne kadar öteye götürür? Ne tür bir eğitim insanı bütün bu katmanları ile besleyebilir ve onu çağın bütün imkânlarını insanlığın faydası için kullanmaya sevk eder? Kendini tanımayan, henüz asli ihtiyaçlarının farkına varamadan, üzerine bocalanan tüketim kültürünün pasif bir üyesi oluveren insan, nasıl bir gelecek inşa edebilir?  Kendinde olan cevheri tanıyamadan, varoluş gayesinden de uzak yetişen insan, hayatta kendine en uygun hedefleri nasıl belirler? Hangi motivasyon onu zorluklara karşı koruyabilir? 21. yüzyıla daha dijitalleşerek mi yoksa daha insanileşerek mi hazırlanmalıyız? Tedbirler almazsak mevcut gidiş sürdürülebilir mi?

NUN Eğitim ve Kültür Vakfı olarak 14 Mart 2020’de 3. Eğitimde Bir Adım Ötesi Zirvesi için büyük bir heyecanla hazırlanıyoruz. Birincisinde “Yapay Zekâ ve Dijitalleşme”, ikincisinde ise “Eğitimde İrade” konularının eğitim ve eğitimcilere bakan yönlerini paneller, çalıştaylar ve kısa filmlerle derinlemesine değerlendirdiğimiz zirvede, bu sene “Öz’e Yolculuğu” konuşmak için bir araya geliyoruz. İnsanı bütün yönleriyle besleyecek bir eğitimin başlangıcına kendini bilme ihtiyacını koyuyoruz. Ezberlerimizi yeniden sorgulamaya açıyor, bir kısmını yeniden öğrenmeye, bir kısmını ise hep birlikte değiştirmeye davet ediyoruz…


Saygılarımızla,

NUN Eğitim ve Kültür Vakfı